Türk edebiyatının kilometre taşlarını düşündüğümüzde, kimileri dev eserleriyle, kimileri ise açtıkları çığırlarla hafızalarımıza kazınır. “Beş Hececiler” olarak anılan kuşağın en renkli simalarından Yusuf Ziya Ortaç, tam da bu ikinci kategoriye girer. Onu tanımak, sadece bir şairin portresini çizmek değil; aynı zamanda bir derginin 55 yıllık serüvenine, milli edebiyatın gelişimine ve siyasetle edebiyatın kesiştiği bir ömre tanıklık etmektir. Bugün, modern Türkçenin ve mizah basınının temellerinde onun ve Akbaba dergisinin emeği vardır. İşte bu yüzden, edebiyat tarihimizin bu çok yönlü ve üretken kalemini daha yakından tanımak, geçmişimizi anlamak için bir anahtar niteliğindedir.
İstanbul’da Bir Çocukluk: Beylerbeyi’nden Dünyaya Açılan Pencere
Yusuf Ziya Ortaç, 23 Nisan 1895’te, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, İstanbul’un Beylerbeyi semtinde dünyaya geldi. Ailesi, Konya ve İzmir eşrafına uzanan kökleriyle, dönemin kültürlü kesimini temsil ediyordu. Çocukluğu, Boğaz’ın incisi Beylerbeyi’nde geçti. Bu semt, ona sadece güzellikleri değil, bir imparatorluğun başkentinde yaşanan sosyal ve kültürel değişimleri de soluma imkânı verdi. İlköğrenimine bir mahalle mektebinde başladı, ardından Alliance Israélite ve nihayetinde Vefa İdadisi‘nde eğitim gördü. Bu okullar, ona farklı dilleri ve kültürleri erken yaşta tanıma fırsatı sunarak, geniş bir perspektif kazandırdı. Henüz lise yıllarında, o dönem şiirin hakim vezni olan aruzla tanıştı ve ilk şiir denemelerine başladı.
Aruz’dan Hece’ye: Bir Şairin Milli Edebiyat Yolculuğu
Ortaç’ın edebiyat dünyasına adım atışı, 1914’te Kehkeşan dergisinin düzenlediği bir şiir yarışmasında birinci olmasıyla kesinleşti. İlk şiirlerini Dr. Abdullah Cevdet’in İçtihat dergisinde yayımladı. Ancak hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri, ailesinin Bebek’e taşınması ve burada şair Rıza Tevfik aracılığıyla Ziya Gökalp ile tanışması oldu. Gökalp’in Türkçülük ve milli edebiyat fikirlerinden derinden etkilenen Ortaç, onun tavsiyesi üzerine şiirlerini artık hece vezniyle yazmaya başladı. Bu geçiş, sadece bir vezin değişikliği değil, bir dil ve üslup devrimiydi. Heceyle yazdığı ilk şiiri “Gecenin Hamamı”, Türk Yurdu dergisinde yayımlandı. Bu süreç, onu Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon, Halit Fahri Ozansoy ve Enis Behiç Koryürek’le birlikte “Beş Hececiler” ya da “Hecenin Beş Şairi” olarak anılacak grubun doğal bir üyesi haline getirdi. Onun için şiir, zamanın ruhuna göre şekillenen bir ihtiyaçtı; bir gün Mehmet Akif’in vatanperverliğine, başka bir gün Ahmet Haşim’in lirizmine hayran kalabilirdi.
Akbaba: 55 Yıllık Bir Mizah ve Direniş Abidesi
Yusuf Ziya Ortaç denince akla ilk gelen, kuşkusuz Akbaba dergisidir. 7 Aralık 1922’de, yakın dostu ve “Beş Hececiler”den bacanağı Orhan Seyfi Orhon ile birlikte bu dergiyi çıkarmaya başladı. Akbaba, Milli Mücadele sonrasında İstanbul hükümetini destekleyen Aydede dergisinin kapanmasıyla oluşan boşluğu doldurmak üzere kurulmuştu. Ortaç, ilk sayıdaki yazısında dergiye neden “Akbaba” adını verdiklerini şöyle açıklıyordu: “İnsanların çok yaşlısına, saçı sakalı ağarmış olanına akbaba derler. Kuşların en çok yaşayanı da akbabadır. İnşallah bizim Akbabamız da gazetelerin en uzun ömürlüsü olur.”
Bu dilek gerçek oldu. Akbaba, 1977 yılına kadar, kesintilerle de olsa tam 55 yıl boyunca yayımlandı ve yaklaşık 2925 sayı çıkararak Türk basın tarihinin en uzun ömürlü mizah dergilerinden biri haline geldi. Ortaç, bu süreçte derginin hem patronu, hem başyazarı, hem yazı işleri müdürü, hem de en önemli espri kaynağı oldu. “Çimdik” ve “İzci” takma adlarıyla yazdığı sivri, nüktedan fıkralar ve manzumelerle dönemin siyasi ve sosyal olaylarını hicvetti. Dergi, 1928’deki Harf İnkılabı’na en hızlı uyum sağlayan yayınlardan biri oldu ve yeni harfleri teşvik etti. Ramiz Gökçe, Cemal Nadir gibi usta karikatüristlerin yanı sıra, daha sonraki yıllarda Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz gibi isimlere de sayfalarını açarak adeta bir “okul” işlevi gördü.
Siyaset Sahnesinde Bir Edebiyatçı: Milletvekilliği Yılları
Ortaç’ın hayatındaki bir diğer önemli dönem, edebiyat ve yayıncılıktan siyasete uzandığı yıllardı. 1946-1954 yılları arasında, Cumhuriyet Halk Partisi‘nden iki dönem Ordu milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev yaptı. Bu süreçte aktif siyasetin içinde bulundu, ancak kalemiyle olan bağını asla koparmadı. Milletvekilliği görevi sona erdikten sonra, yine döneceği yer Akbaba‘nın idaresi oldu. Bu deneyim, ona ülke meselelerine daha yakından bakma ve bunları daha sonraki yazılarında işleme fırsatı verdi.
Eserlerine Bir Bakış: Şiirden Mizaha, Tiyatrodan Anılara
Yusuf Ziya Ortaç, geride otuzdan fazla eser bıraktı. Onu sadece bir şair olarak tanımlamak büyük haksızlık olur; çünkü o aynı zamanda başarılı bir oyun yazarı, romancı, mizahçı, anı yazarı ve yayıncıydı.
- Şiir: İlk kitabı “Akından Akına” (1916), Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın isteği üzerine, I. Dünya Savaşı’nda askerlerin moralini yükseltmek için yazılmış 22 kahramanlık şiirinden oluşuyordu. “Şen Kitap” (1919) mizahi manzumelerini, “Bir Selvi Gölgesi” (1938) ve “Kuş Cıvıltıları” (1938) ise lirik ve çocuk şiirlerini bir araya getirir. Son şiir kitabı “Bir Rüzgâr Esti” 1962’de yayımlandı.
- Tiyatro: Hece vezniyle yazdığı “Binnaz” (1919) adlı üç perdelik trajedisi, Darülbedayi sahnelerinde oynandı ve Türk tiyatro tarihinde heceyle yazılmış ilk başarılı manzum piyes olarak kabul edildi. Ayrıca “Nâme” ve “Kördüğüm” gibi oyunları da bulunmaktadır.
- Mizah ve Nesir: Mizah alanındaki yeteneğini “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa”, “Gün Doğmadan” gibi kitaplarda gösterdi. Roman türünde “Kürkçü Dükkanı” (1931), “Göç” (1943) ve “Üç Katlı Ev” (1953) gibi eserler verdi. Özellikle gezi, anı ve portre yazıları onun gözlem gücünü ve nüktedan üslubunu en iyi yansıtan türler oldu. “Göz Ucuyla Avrupa” (1958) bir gezi kitabı, “Portreler” (1960) ve “Bizim Yokuş” (1966) ise dönemin önemli edebiyatçı ve siyasetçilerine dair son derece kişisel ve canlı anılarını içerir.
Yaygın Yanlış Bilinenler: O Sadece Bir Şair Değildi
Yusuf Ziya Ortaç’la ilgili en büyük yanılgı, onu sadece “Beş Hececiler’den bir şair” olarak sınırlamaktır. Oysa o:
- Bir Yayıncı ve Patrondu: Akbaba’yı onlarca yıl ayakta tutmak, büyük bir organizasyon ve iş idaresi gerektiriyordu.
- Bir Mizah Dehasıydı: “Çimdik” mahlasıyla yazdığı fıkralar, siyasi mizahın en keskin örnekleri arasındaydı.
- Bir Oyun Yazarıydı: “Binnaz” gibi, tiyatro tarihimizde dönüm noktası kabul edilen bir eseri vardı.
- Bir Gözlemci ve Anı Yazarıydı: Portrelerinde, Tevfik Fikret’ten Halit Ziya’ya, Ömer Seyfettin’den Ahmet Haşim’e kadar bir dönemin edebiyatçılarını öylesine canlı anlatmıştır ki, onları sanki yanı başımızda hissederiz.
Yusuf Ziya Ortaç ile Nasıl Tanışılır? Bir Okuma Rehberi
Yusuf Ziya Ortaç’ın renkli dünyasına girmek isteyenler için birkaç pratik öneri:
- Anılarla Başlayın: Edebiyat dünyasına dair samimi ve esprili anılarını topladığı “Portreler” veya “Bizim Yokuş” kitapları, hem dönemi hem de yazarın üslubunu anlamak için mükemmel bir başlangıçtır.
- Mizahına Bakın: Türk siyasi mizahının klasiklerinden “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” ile onun nükte gücünü keşfedin.
- Şiirinin Zenginliğini Görün: “Akından Akına” ile epik, “Bir Selvi Gölgesi” ile lirik yönünü tanıyın.
- Tiyatrodaki İzini Takip Edin: Türk tiyatrosunda heceyle yazılmış ilk başarılı oyun olan “Binnaz”‘ı okuyarak, onun bu alandaki öncü rolünü anlayın.
Sonuç ve Değerlendirme
Yusuf Ziya Ortaç, Türk edebiyatının en üretken ve çok yönlü isimlerinden biri olarak tarihteki yerini almıştır. O, Ziya Gökalp’in fikirleri ışığında hece veznini ve sade Türkçeyi benimseyen bir şair, Türk mizah basınının en uzun soluklu yayınını çıkaran bir yayıncı, siyasetin içinden geçmiş bir gözlemci ve edebiyatımıza unutulmaz portreler armağan eden bir anı yazarıydı. Onu tek bir sıfatla tanımlamak mümkün değildir. 11 Mart 1967’de İstanbul’da hayata veda ettiğinde, ardında sadece kitaplar değil, bir dönemin ruhunu yansıtan devasa bir kültür mirası bıraktı. Bugün onu okumak, 20. yüzyıl Türkiye’sinin sosyal, siyasi ve edebi serüvenine, nüktedan ve keskin bir zekânın penceresinden bakmak demektir.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Beş Hececiler kimdir?
Beş Hececiler (Hecenin Beş Şairi), Türk edebiyatında Milli Edebiyat akımı içinde, şiirlerini ağırlıklı olarak hece ölçüsüyle ve sade bir Türkçeyle yazan şairlerden oluşan bir topluluktur. Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon, Halit Fahri Ozansoy ve Enis Behiç Koryürek bu grubun üyeleridir.
Akbaba dergisini kim, ne zaman kurdu?
Akbaba dergisi, Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhon tarafından 7 Aralık 1922 tarihinde kuruldu. Dergi, 1977 yılına kadar yayın hayatını sürdürmüştür.
Yusuf Ziya Ortaç’ın takma adları nelerdi?
Özellikle Akbaba dergisinde mizahi yazı ve şiirler yazarken çeşitli takma adlar kullandı. En bilinenleri “Çimdik” ve “İzci” dir. Bunların yanı sıra Akbaba, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, Yu-Zi-Or gibi takma adlar da kullandığı bilinmektedir.
Yusuf Ziya Ortaç’ın tiyatro eserleri var mıdır?
Evet. En önemli tiyatro eseri, hece vezniyle yazılmış ve Darülbedayi’de sahnelenen “Binnaz” adlı trajedidir (1919). Ayrıca “Nâme” (1918) ve “Kördüğüm” (1919) adlı manzum piyesleri de bulunmaktadır.
Yusuf Ziya Ortaç siyasetle ilgilenmiş midir?
Evet. 1946-1954 yılları arasında, Cumhuriyet Halk Partisi’nden iki dönem Ordu milletvekili olarak TBMM’de görev yapmıştır.





